Sanayi devrimine geçiş ile birlikte kapitalizm hayatımızda yer edinmeye başlamıştı. Makinalı üretim ile birlikte emek ihtiyacı doğmuş ve belirli bölgeler yoğun işçi göçü almıştır. Sanayi ürünlerine aç piyasa için fabrikalar üretim hacimlerini genişletip işçi çalışma saatlerini yükselterek çıktı düzeyini arttırma yolunda ilerlemekteydiler. Verimin düşmesiyle, hakkı da aranmayan işçi kolaylıkla işten çıkartılıp yeni işçi göreve geliyordu. Sanayileşme hızla artmaya başlayıp, piyasada da yoğun bir işçi sınıfı ortaya çıkması işçi haklarının gözden geçirilmesini sağladı.
Başlarda belirli meslek grupları için oluşturulan odalar işverenden hak ararken, zamanla niteliksiz işçiler için de sendikalar kurulmaya başlandı. Sendika sayısındaki artış işçilerin uyanmasına, haklarını arama kanallarının oluşmasına ön ayak oldu. Çalışma saatlerinin düşürülmesi, çalışma ortamında iyileştirilme, ücretlerde beklentilerin karşılanması gibi işçi lehine olumlu kararlar alınması sendikaları halk nezdinde, kapitalist düzenin ilk yıllarında iyimser gösterdi.
Küreselleşen dünya düzeni ile birlikte sendikalar bambaşka bir boyuta büründü. Siyasi parti ve devletle hiçbir şekilde bağlantısı olmaması gereken sadece çalışanın hakkını gözetmeyi misyon edinmiş sendikaların yerini zamanla tersi işlev gösteren oluşumlar aldı. Ülkemizde ne yazık ki sendika kavramı tam anlamıyla anlaşılamamış olacak ki dikiş tutturamadı.
Birçok sendika yönetimi siyasi parti-firmalarla anlaşma yoluna gidip işçi haklarını aramak yerine kendi çıkarlarını gözetmeyi yeğlemektedir.
Yine ülkemizde belirli yerlere gelmiş sendikalar tekelleşmiş ve piyasada istediği gibi davranır olmuş ve yeri geldiğinde siyasete de karışmıştır.
Zamanla çizgisinden ayrılmış sendikacılık kavramını iyi bir şekilde sentezleyip, rant talebi gütmeden ülkemize uyarlamalı, çalışan kesimin özellikle de işçi sınıfının haklarını korunmalıdır.
Şartların iyileştirilmesi motive sağlar, bu da verimi arttırır.


