Küreselleşme mi Yerelleşme mi ?
![]() |
| Yerel dükkan |
Küreselleşme, kabaca dünyanın büyük bir köye dönüşmesi olarak tanımlanabilir. Tabi bu gibi terimlerin kullanım nedeni tüketim ürünlerine kolay erişilebiliyor olunmasındandır. Bugün "Coco Cola", ABD'de de Japonya'da da Güney Afrika'da da tüketilen bir içecektir. Yiyecek içecekten giyime binlerce ürün örneği verilebilir küreselleşmeye dair.
Bu olgu, her ne kadar sanayi devrimiyle temellerini atsa da günümüz şeklini almasında 20.yy'da etkili olmuştur. Kabul etmek gerekir ki dünyanın güç merkezi 16.yy'dan II. Dünya Savaşı'na kadar Avrupa'ydı. Avrupa'nın etkileri ve atılımlarıyla dünya üzerindeki milletler ve devletler yön olarak günümüze kadar şekillenmişlerdir. Sanayi devriminin başlaması ve endüstrileşmenin getirdiği hammadde ihtiyacı sömürgecilik kavramını doğurmuştu. Denizci birçok ülkenin silahlı şirketleri vardı ve bu yolla ticari koloniler kurmuşlardı. Dünya üzerindeki hammadde de Avrupa kıtasına akmaktaydı. Avrupa, kendi içerisinde tutuştuğu her savaşta geriye düşmüş veya yerinde saymıştı. II. Dünya Savaşı ise büyük bir yıkımı da beraberinde getirmiş ve Avrupa ile beraber dünyanın da kaderini değişmişti.
I. Dünya Savaşı sonrasında Paris Barış Konferansı'nda galip devletler toplanarak barışı tesis edecek ve koruyacak bir cemiyetin kurulmasına karar vermişlerdi. Adını Milletler Cemiyeti "League Of Nations" alacak organizasyon 10 Ocak 1920'de kuruldu. Galip devletlerce kurulmuş bu organizasyon nitekim başarı göstermeyecek ve II. Dünya Savaşı sonunda feshedilecekti. II. Dünya Savaşı sonrasında ABD merkezli Birleşmiş Milletler kurulacak ve dünya artık eskisi gibi olmayacaktı. I. Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkım Avrupa ekonomisini olumsuz etkilemiş ve güç, ABD'ye geçmişti. Savaş boyunca ticaretine önem veren ve savaşan devletlere mal ihraç ederek gittikçe zenginleşen ABD, 1929'da her ne kadar finansal bir kriz yaşasa da bunun üstesinden gelmiş ve günümüze kadar gücünü korumuştur. 1944'te Bretton Woods sistemi olarak adlandırılan ons'un dolara çevrilmesi ve diğer ulusal paraların da dolara endekslenmesi ABD ekonomisini zirveye taşımıştı. Artık dolar uluslararası piyasada konverte edilebilen en önemli ulusal paraydı. Her ne kadar 1973'te ABD bu sistemden çıktığını açıklasa da dünyada hala dolar gücünü korumaktadır.
Yukarıdaki paragraflardan görüleceği üzere kısa bir tarih hatırlatması yapmış oldum. Gücün Avrupa'dan ABD'ye geçişinde en belirgin olay savaştı. Bugün Almanya'nın savunma sanayine ayırdığı bütçe oldukça düşüktür. Hala da Almanya ve Avrupa'yı ABD korumaktadır. Bu sayede savunma sanayii yerine yatırıma bütçe ayrılabilmiş ve Almanya büyük bir yıkım yaşadığı halde kısa sürede toparlanarak günümüzde dahi uluslararası piyasada ve siyasi arenada sözü geçen bir ülke olmuştur. Japonya da benzer şekilde gelişme göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında silahsızlanma antlaşması imzalamış ve aldığı güvenceyle de geçmişindeki gibi militasitleşme yerine kendine özgü de sanayileşmesini kullanarak günümüz şeklini almıştır. Savunma sanayine ayırmadıkları bütçeler, ülkeleri ekonomik olarak zenginleştirmiştir. Çerçeveye baktığımızda ABD, dışarıdan müdahaleye hazır teknik direktör gibi sahadaki maçı yöneten konumdadır. Her tez her ülke için tutmaz, her ülkenin kendine has büyüme yöntemi, ekonomi politikası olmak zorundadır. ABD bunlar içerisinde en istisnai ülkedir. Onu bu konuma getiren zengin yeraltı zenginlikleri ve hırslarıdır. Liberalizm boşuna ABD'de ortaya çıkmamıştır. Komünizm de boşuna Rusya toprakları üzerinde kurulmamıştır.
Küresel bir savaşın engellenmesi, şirketleri ortaya çıkarmıştır. Her ne kadar ulus devletler ortaya çıksa, sınırlar artsa da dünya üzerinde dolaşım ve transfer devam etmiş, ekonomik büyüme gün gün artmıştır. ABD'nin öncülüğünde atılan adımlar günümüzde küreselleşme olgusunu metalaştırmıştır. Şirketler, kar amacı güder ve bu minvalde hareket ederler. 20.yy'a kadar iklimsel bir sorundan günümüzdeki gibi bahsedilmezken bugün sıklıkla duyar ve önemler almaya çalışırız. Peki bu konuma nasıl geldik ? Giydiğimiz tişörtler, karton bardakta içtiğimiz kahveler, litrelerce tükettiğimiz plastik şişeler nereden geliyor ? Nasıl üretiliyor ? Nereye gidiyor ? Küresel şirketler, iklimsel sorunlarla uğraşmamak adına bu üretim alanlarını Güney Asya ülkelerine kaydırarak menşei oldukları ülkelerin tedbirlerinden de böylece kaçmaktadırlar. Giydiğimiz bir montun etiketinde Endonezya yazısını görünce bakıp geçeriz belki. Fakat Endonezya'nın bir ilçesinde taşeron bir şirkette üretilen bu montun hangi şartlarda üretildiğini, ülkemize nasıl geldiğini sorgulamayız. Farkında olmadan küresel ekonomiye hizmet etmiş oluruz. Onu bize getirmek için işçiye para ödenir, kumaş satın alınır, pamuk toplanır, litrelerce su harcanır, boya üretilir, harcanır, gemiler sefere hazırlanır vs. Bu döngü de sürekli devam eder. Bir yandan iklime değinirken diğer yandansa tersi davranışa devam ederiz.
