27 Ağustos 2017 Pazar

Japon Kalkınma Modeli

Sanayileşen Japonya
Japonya, Doğu Asya'da bir ada ülkesidir. Büyük Okyanus'ta Çin, Kuzey Kore, Güney Kore, Rusya ve Tayvan'a kadar uzanır. Japonca adı oluşturan kanjiler (yazı karakterleri), güneş ve köken anlamlarına gelir. Bu nedenle Japonya "Doğan güneşin ülkesi" diye de bilinir.

Resmi yönetim şekli meşruti monarşidir. Başkenti Tokyo olan ülkede toplamda 127 milyon insan yaşamaktadır. Etnik köken bakımından %98,5'i Japon olan ülkede etniksel farklılık yok denecek düzeydedir.

Japonya'nın günümüz temellerine ulaşmasını sağlayan Meiji Restorasyonu'na değinmeden önce, restorasyon öncesi döneme göz atmakta yarar var. Klasik dönemde Japonya, feodal oligarşik yapıya sahipti. Ülke, feodal beylerin ve aristokrat bir savaşçı kastın elindeydi. Klanlara bölünmüş ülkede merkezi sistem oldukça zayıftı. İmparatorun yetkileri şogunlarca (ordu kumandanı) kısıtlıydı.

1853 yılında ABD'li general Perry komutasında dört zırhlı gemi, Japonya'ya gelip ticari imtiyaz elde etme emrinde bulundu. Afyon savaşında Çin'in yenilmesi Japonya'yı batılı ülkelere karşı ürkütmüştü. 'Çin bile yenildi !" yargısının oluşması Japonya'yı meraka da sürüklemişti. Kendilerinden kat kat güçlü ve donanımlı gemilerle limanlarına gelen yetkilinin isteklerini yapmaktan başka çareleri yoktu. Ticari imtiyaz elde eden ABD, Japonya'ya demiryolunu tanıttı. Malların limana daha kolay ulaşması için başlatılan proje ile Japonlar taşımacılığın çok daha tasarruflu yolunu öğrenmişlerdir. ABD'nin ardından Rusya, Hollanda, İngiltere ve Fransa'da ticari imtiyaz girişimlerine başlamışlar ve bu ülkeler de ayrıcalık elde etmişlerdir. Artık batılı güçler Japon pazarına hakimdi.

 Sanayileşmenin önemini anlayan Japon hükumeti, 1867 yılında Avrupa'ya bir delege gönderdi. Fransa ve ardından Belçika'ya geçip Kral II. Leopold ile görüşen delege demir ve çelik alımı için anlaşma yaptılar. 

1867 yılında Meiji imparator oldu. 14 yaşında tahta geçen Meiji, etrafındaki güçlü isimlerce yönlendirilmekte fakat Japonya için sanayinin gerekli olduğunun bilincindeydi. Reformların gerçekleşmesi için geleneksel yapıda örgütlenmiş askeri yapıyı ve idari yönetimi yenilemesi gerekmekteydi. Merkezi yönetimi güçlendirmek için sert tedbirler koydu. Kılık kıyafetten saça, yemeklerden hayat tarzına kadar her alanda batılı olma girişimleri başlamıştı. Kılıç taşınması dahi yasaklanmıştı. Merkezi yönetim sert şekilde güçlendirildi. 1865 yılında beş maddelik and yayınlanarak siyasi alanda reformlar gerçekleştirildi. 

*Vilayet sistemine geçildi
*Para reformu yapıldı
*Demir yolu yapımına başlandı
*İlk gazete yayınlandı
*Kadın erkek ayırmaksızın ilköğrenim zorunlu hale getirildi
*Zorunlu askerlik kanunu yayınlandı.

Bunların yanında yıllık milli gelirin %2'si kadar bütçe alan 100 kişilik özel yetkili Japon heyeti bizzat imparator talimatıyla Avrupa ve ABD'ye seyahate çıkarak sanayileşmeyi daha kapsamlı biçimde yerinde incelediler .Japon gelişme sürecinde Bismark Almanya'sı örnek alındı. Bu dönemde Japon başbakanı kendini Şansölye unvanıyla tanımlıyordu.

Japonya kalkınma sürecine hızlı başlamıştı. Ticaret alanında da devletin ekonomideki baskısını indirgeyerek özel sektörü destekleyici adımlar attılar. Bu dönemde sadece üç gemisi bulunan Mitsubishi şirketini destekleyerek uygun fiyata gemiler satan Japonya, Çin-Japon deniz seferlerinin Mitsubishi'nin eline geçmesine yardım etti. Böylece yabancı şirketlerin güçlerini ülkesinde zayıflattı. Özel sektörün daha da teşvik edilip ülkeyi liberalleştirme hareketlerine hız kesmeden devam eden hükümet, kaynaklarını sübvanse etmekten çekinmiyordu. Halkın sanayileşmeyi benimsemesi ile çok zor oldu. Kurulan ilk fabrikalar sürecinde halk makinelerin insanın ruhunu emdiğini ve bu ortamlarda çalışmanın insan sağlığına olumsuzluğundan yakınıyorlardı. Halkı teşvik etmek amacıyla hükümet, fabrikalarda uzun süre erkek memurların ve yönetimin eşlerinin çalışmasını sağlayarak halka örnek oldu. İlerleyen dönemde işçi sınıfı doğmaya başlıyor, Japonya batılı ülkelerle arasındaki farkı hızla kapatıyordu. Ekonomik yönden gelişimini tamamladığına inanan Japon İmparatorluğu 1889'da ilk Anayasayı ilan etti. Anayasal monarşiye geçen devlet ekonomik gelişimini tamamladıktan sonra militarist yapıya doğru kayma eğilimi gösterdi. Silah fabrikaları ve savaş gemileri için tersaneler kuruldu. 

1894'te Çin işgal edildi. Çin'den elde edilen ganimet, sanayileşmiş Japon devletinin 4 yıllık gelirine denk geliyordu. Böylesi devasa ganimet ele geçirilmesi Japon hükümeti ve halkı militarist yöne kaydırmada daha da teşvik edici oldu. 

1904 yılında Japon adalarının kuzeyinde yer alan Rus Çarlığı elindeki Liaotung yarımadasına saldırı düzenlendi.Saldırıda Rus gemileri imha edildi ve iç karışıklığın hakim olduğu Çarlık Rusyası yarımadayı Japonlara bıraktı.

1914 yılında 1.Dünya Savaşı'na katılan Japonya Kore ve Tayvan'ı işgal ederek sömürgeler ele geçirdi. 

1931 yılında Kuzey Çin'i işgal ederek tekrar ganimet ele geçirdi.

1941 yılında ABD'de elindeki Pearl Harbor' baskın düzenleyen Japonya fiili olarak 2. Dünya Savaşı'na girdi tarafını belirlemiş oldu. 1945 yılına kadar adalarında süren çatışmalar netice vermeyince ilerleyemeyen ABD ordusu çareyi atom bombası atmakta buldu. Hiroşima ve Nagazike'ye atılan atom bombalarının ardından Japonya teslimiyetini açıkladı. 

Savaş sonrası Japonya'da egemenlik ulusa verildi ve imparatorluk sembolik olarak kaldı. Savaş sonrasından 1995'e kadar ülkeyi Liberal Demokrat Parti yönetti. 

Japonya'nın dünyada söz sahibi olması Meiji ile başlamış ve atom bombası ile yıkıma uğrayana kadar sürmüştür. Atom bombası binaları yıkmıştı. Kalkınmayı sağlayan beşeri insan faktörü ayaktaydı. Savaş sonrası hızlı kalkınma bu insanların tekrar bir araya gelerek sanayileşme atılımlarıyla başladı. ABD ile imzalanan teslimiyet anlaşmasının da getirdiği silahsızlanma, savunma harcamalarının diğer sanayi kollarına aktırılmasına olanak tanıyarak daha hızlı büyümeyi beraberinde getirmiştir. Kısa sürede gayri safi yurt içi hasıla büyümeleri %10'lara ulaşmış ve Japonya tekrar batılı devletlere yetişmeye başlamıştır. 

Japonya'da halk arasında "Hayat boyu iş anlayışı" hakimdir. İşçi sadakati sağlanması amaçlanarak bir işçinin emekli olana kadar aynı firmada çalışması hedeflenir. Japonya'da şirketler "Keiretsu" olarak örgütlenir. Zincir sistem olarak da adlandırılan bu şirketler topluluğu yatay ve dikey olmak üzere ikiye ayrılır. Bu şirketler grubu, kendi içerisinde oluşturdukları bankalar ile ihtiyaç duydukları finansmanı elde ederek büyümelerini gerçekleştirirler. İkinci Dünya Savaşı sonrası hükümet ve bürokrasinin desteği ile keiretsü biçiminde örgütlenen şirketler hızlıca büyüyerek uluslararası piyasada kısa zamanda yer edindiler. 

Bir takım ekonomik krizler yaşasa da Japonya dünyada ekonomik ve siyasi yönden sözü geçen bir ülke konumunu korumaktadır. Meiji'den itibaren hedef edindiği batılı devlet statüsünü kazanmıştır. "West and the rest" yani batı ve diğerleri imajında doğu ülkesi olsa da ekonomik başarıdan dolayı batılı ülke konumunda yer almaktadır. Hammadde yönünden fakir olmasına rağmen ticarete verdiği önem sanayisini geliştirmiş ve katma değeri yüksek mal ihraç ederek bu açığını kolayla kapatmıştır. Coğrafi yönden de yaşam ve tarım alanı kısıtlı olan ülkede bunca olumsuzluğa rağmen kalkınma hamleleri başarılı sonuçlar vermiştir. Günümüzde kalkınma araştırmalarında kullanılmaya başlanan "yaratıcı yıkım" örneği Japonya'da en iyi şekilde uygulanarak meyvesini vermiştir. Günümüzde bunu başaran diğer ülke Almanya'dır. Enkazlardan çıkarak çok daha güçlü konuma gelmelerini daha detaylı araştırarak kalkınma modeli konusunda Japonya'yı örnek almakta yarar var. 

20 Ağustos 2017 Pazar

Nükleer Enerji ve Türkiye

Nükleer enerji günümüz fosil yakıtlarına kıyasla oldukça verimli ama kullanımı için de aynı zamanda ileri teknoloji ve bilgi birikimi gerektiren bir enerji türüdür. Günümüzde nükleer enerji kullanan ülkeler ağırlıklı olarak gelişmiş ülke kategorisindedir. Doğu Avrupa ülkelerinin bu gücü SSCB’den miras kalmıştır.
Linyit kömürü ve barajlardan elde edilen enerji dünyada oldukça yaygın olarak kullanılan enerji türüdür. Öyle ki, kömür yatakları uğruna dünya savaşı çıkmış, siyasi oluşumlar doğmuş günümüz Avrupa Birliği’nin temelleri atılmıştır. Her ne kadar dünyada alternatif enerji kaynakları geliştirilse de kömür şimdilik dünya için önemini korumaktadır.
Gelişmiş ülkeler, iktisadi kalkınmalarını gerçekleştirmiş, gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkeleri ile aralarındaki ekonomik farkı daha da açmışlardır. Arayışları da farklılaşmış ve bağımlı hale gelmemek için yeni enerji yolları aramaya koyulmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı yılları ve sonrası nükleer enerji faaliyetleri hat safhaya ulaşmıştır.
Dünya’da nükleer enerjinin kullanımı diğer enerji türlerine kıyasla %17’dir. Dünya sıralamasına göre nükleer enerji kullanan ülkeler.
Sıra
Ülkeler
Oran (%)
1
Fransa
75
2
Ukrayna
50
3
Slovakya
47
4
Almanya
28
5
A.B.D.
20

Kriter olarak, birinci ülke, SSCB mirasçıları ve dünyada ekonomik yönden söz sahibi ülkeler ele alınmıştır. %20 altında kullanım yapan ülkeleri listeye dahil etmedim. (Bknz. Japonya)
A.B.D. dünyada en fazla nükleer enerji santraline sahip ülke olsa da enerji payları içerisinde baktığımızda Fransa nükleere en fazla bağımlı ülkedir.
Rusya ve Ortadoğu ülkeleri dünyadaki ham petrol rezervinin %70’ine, doğalgazın da 2/3’üne sahiptir. Temel enerji kaynaklarının siyasi istikrarsızlığı yüksek ülkelerin elinde olması gelişmiş ülkeleri tedirgin etmektedir. Nükleer enerji kullanımının coğrafi dağılımı, bunu net açıklamaktadır. Siyasi krizlerden etkilenen dağıtımlar ara ara kesintiye uğramıştır. OPEC krizi bunun en güzel örneklerindendir. Kriz sonrası dünyadaki petrol ihtiyacı hat safhaya çıkmıştır. Avrupa ve A.B.D, bu ülkelere ne kadar bağımlı olduklarını kriz sayesinde daha net anlamışlardır. Bu kriz aslında günümüzde yaygınlaşmaya başlayan yenileyebilir enerji politikalarının temellerinin atılmasını sağlamıştır.
OECD ülkeleri günümüz verileriyle;
Uranyumun %55’ine,
Ham petrolün %7’sine,
Doğalgazın %12’sine,
Linyit kömürünün %40’ına sahiptir.
Oranlardan da anlaşıldığı gibi dünyadaki enerji dağılımında Asya’nın hala geçerli bir söz hakkı vardır.
Türkiye’ye bakacak olursak, doğalgazın %62’si Rusya’dan ithal edilmektedir. Ülkeye gelen petrolün %90’ı ithaldir. Enerji tüketimimiz her yıl %7 artmaktadır. Gelen mülteciler ile bu oran uzun vadede daha da artacak ve ülkeye fazladan girdiye neden olacaktır.
Nükleer enerjinin verimliliğini hesaplayacak olursak:
Yıllık 25 tonluk nükleer yakıt, 1 GWe’lık mevcut su reaktörünün 1 yıllık yakıtını sağlayabilir. Aynı miktardaki elektrik üreten kömür yakıtlı bir santral ise 3 milyon ton yakıta ihtiyaç duyar.
Nükleer enerjiyi barajlardan elde edilen enerji ile kıyaslayacak olursak:
Türkiye’nin en büyük barajı Atatürk Barajı’dır. Bu barajın gücü 2400 MWh’tır. Verimi ise ortalama %50 ile 1200 MWh’tir. Ama nükleer enerji santralindeki 8 adet reaktörün gücü 8000 MWh civarındadır. Buna göre 8*8000 =64.000 MWh enerji üretilmesi öngörülmektedir. Bu da 64 barajın verdiği enerji demektir.
1 Nükleer reaktör = 8 Atatürk Barajı
Faydalarına gelecek olursak;
·         Nükleer enerji, fosil yakıt kullanımını azaltacağından egzoz emisyonunu minimize eder.
·         Elektrik üretiminin artmasıyla, ithal ettiğimiz enerjinin payı düşer ve dışa bağımlılık azaltılmış olur.
·         Hibrit araçların yaygınlaşması için temel atılmış olur.
·         Ülke sanayisi ivme kazanır.
Bunların yanında nükleer enerji elbette riskleri de beraberinde barındırır. 1956 yılından beri dünyada Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ’na göre 23 adet nükleer kaza meydana gelmiştir. Biri de nükleer santral barındırmayan Türkiye’de, İkitelli’de 1999’da meydana gelmiştir. Ölçü olarak 3-ciddi vaka statüsündedir (1 en az, 7 en fazla).
İstanbul İkitelli’de hurdalıkta bulunan bir radyoaktif madde nedeniyle 13 kişilik bir ailenin hayatı karardı. Türkiye’nin enerji ihtiyacı ortadadır. Nükleer enerjinin faydaları olduğu kadar zararları da bilinmektedir. Kurulması planlanan santral için sivil toplu örgütleri, bilim insanları ve konusunda uzmanlar ile toplantılar yapılarak doğru adımlar atılmalıdır. Geçmişte yaşanan kazaların etkileri çok uzun yıllarca sürmekte ve bugün atılacak adım yarını doğrudan etkilemektedir.