Nükleer enerji günümüz fosil yakıtlarına kıyasla oldukça verimli ama kullanımı için de aynı zamanda ileri teknoloji ve bilgi birikimi gerektiren bir enerji türüdür. Günümüzde nükleer enerji kullanan ülkeler ağırlıklı olarak gelişmiş ülke kategorisindedir. Doğu Avrupa ülkelerinin bu gücü SSCB’den miras kalmıştır.
Linyit kömürü ve barajlardan elde edilen enerji dünyada oldukça yaygın olarak kullanılan enerji türüdür. Öyle ki, kömür yatakları uğruna dünya savaşı çıkmış, siyasi oluşumlar doğmuş günümüz Avrupa Birliği’nin temelleri atılmıştır. Her ne kadar dünyada alternatif enerji kaynakları geliştirilse de kömür şimdilik dünya için önemini korumaktadır.
Gelişmiş ülkeler, iktisadi kalkınmalarını gerçekleştirmiş, gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkeleri ile aralarındaki ekonomik farkı daha da açmışlardır. Arayışları da farklılaşmış ve bağımlı hale gelmemek için yeni enerji yolları aramaya koyulmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı yılları ve sonrası nükleer enerji faaliyetleri hat safhaya ulaşmıştır.
Dünya’da nükleer enerjinin kullanımı diğer enerji türlerine kıyasla %17’dir. Dünya sıralamasına göre nükleer enerji kullanan ülkeler.
| Sıra | Ülkeler | Oran (%) |
| 1 | Fransa | 75 |
| 2 | Ukrayna | 50 |
| 3 | Slovakya | 47 |
| 4 | Almanya | 28 |
| 5 | A.B.D. | 20 |
Kriter olarak, birinci ülke, SSCB mirasçıları ve dünyada ekonomik yönden söz sahibi ülkeler ele alınmıştır. %20 altında kullanım yapan ülkeleri listeye dahil etmedim. (Bknz. Japonya)
A.B.D. dünyada en fazla nükleer enerji santraline sahip ülke olsa da enerji payları içerisinde baktığımızda Fransa nükleere en fazla bağımlı ülkedir.
Rusya ve Ortadoğu ülkeleri dünyadaki ham petrol rezervinin %70’ine, doğalgazın da 2/3’üne sahiptir. Temel enerji kaynaklarının siyasi istikrarsızlığı yüksek ülkelerin elinde olması gelişmiş ülkeleri tedirgin etmektedir. Nükleer enerji kullanımının coğrafi dağılımı, bunu net açıklamaktadır. Siyasi krizlerden etkilenen dağıtımlar ara ara kesintiye uğramıştır. OPEC krizi bunun en güzel örneklerindendir. Kriz sonrası dünyadaki petrol ihtiyacı hat safhaya çıkmıştır. Avrupa ve A.B.D, bu ülkelere ne kadar bağımlı olduklarını kriz sayesinde daha net anlamışlardır. Bu kriz aslında günümüzde yaygınlaşmaya başlayan yenileyebilir enerji politikalarının temellerinin atılmasını sağlamıştır.
OECD ülkeleri günümüz verileriyle;
Uranyumun %55’ine,
Ham petrolün %7’sine,
Doğalgazın %12’sine,
Linyit kömürünün %40’ına sahiptir.
Oranlardan da anlaşıldığı gibi dünyadaki enerji dağılımında Asya’nın hala geçerli bir söz hakkı vardır.
Türkiye’ye bakacak olursak, doğalgazın %62’si Rusya’dan ithal edilmektedir. Ülkeye gelen petrolün %90’ı ithaldir. Enerji tüketimimiz her yıl %7 artmaktadır. Gelen mülteciler ile bu oran uzun vadede daha da artacak ve ülkeye fazladan girdiye neden olacaktır.
Nükleer enerjinin verimliliğini hesaplayacak olursak:
Yıllık 25 tonluk nükleer yakıt, 1 GWe’lık mevcut su reaktörünün 1 yıllık yakıtını sağlayabilir. Aynı miktardaki elektrik üreten kömür yakıtlı bir santral ise 3 milyon ton yakıta ihtiyaç duyar.
Nükleer enerjiyi barajlardan elde edilen enerji ile kıyaslayacak olursak:
Türkiye’nin en büyük barajı Atatürk Barajı’dır. Bu barajın gücü 2400 MWh’tır. Verimi ise ortalama %50 ile 1200 MWh’tir. Ama nükleer enerji santralindeki 8 adet reaktörün gücü 8000 MWh civarındadır. Buna göre 8*8000 =64.000 MWh enerji üretilmesi öngörülmektedir. Bu da 64 barajın verdiği enerji demektir.
1 Nükleer reaktör = 8 Atatürk Barajı
Faydalarına gelecek olursak;
· Nükleer enerji, fosil yakıt kullanımını azaltacağından egzoz emisyonunu minimize eder.
· Elektrik üretiminin artmasıyla, ithal ettiğimiz enerjinin payı düşer ve dışa bağımlılık azaltılmış olur.
· Hibrit araçların yaygınlaşması için temel atılmış olur.
· Ülke sanayisi ivme kazanır.
Bunların yanında nükleer enerji elbette riskleri de beraberinde barındırır. 1956 yılından beri dünyada Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ’na göre 23 adet nükleer kaza meydana gelmiştir. Biri de nükleer santral barındırmayan Türkiye’de, İkitelli’de 1999’da meydana gelmiştir. Ölçü olarak 3-ciddi vaka statüsündedir (1 en az, 7 en fazla).
İstanbul İkitelli’de hurdalıkta bulunan bir radyoaktif madde nedeniyle 13 kişilik bir ailenin hayatı karardı. Türkiye’nin enerji ihtiyacı ortadadır. Nükleer enerjinin faydaları olduğu kadar zararları da bilinmektedir. Kurulması planlanan santral için sivil toplu örgütleri, bilim insanları ve konusunda uzmanlar ile toplantılar yapılarak doğru adımlar atılmalıdır. Geçmişte yaşanan kazaların etkileri çok uzun yıllarca sürmekte ve bugün atılacak adım yarını doğrudan etkilemektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder