Bölgesel eşitsizliğin temeli, su kaynaklarına yakın verimli arazilere yerleşmeler ve ilk tarımsal faaliyetler ile başlamıştır. Tabi o yüzyıllarda birbirinden bir haber topluluklar için bu sorun değildi.
Yakın çağda ise bölgesel eşitsizliğe madenler konu olmuştur. Özellikle coğrafi keşiflerin başlamasıyla temelleri atılan sömürgecilik, Avrupa’ya zenginlik getirmiştir. Değerli madenlerin önemi devrin ekonomist fikir adamları tarafından aşılanmış ve bu yönde zenginleşme teşvik edilmiştir. Sanayi Devrimine kadar bir sorun olarak görülmeyen ekonomideki bölgesel eşitsizlik, bu devrimle beraber yavaş yavaş temellerini atmaya başlamıştır. Sanayi bölgelerindeki iş gücüne olan talep, tarımsal üretimdeki nüfusu şehre özendirmiştir.
Hammaddeye yakınlık ihtiyacı duyulan sektörlerde, çıkarılan hammaddenin bulunduğu bölge ekonomik açıdan hızla kalkınmaktaydı. Bu öyle boyuta geldi ki Almanya-Fransa arasında bulunan Alsas-Loren bölgesi bir türlü bu iki ülke arasında paylaşılamadı. Zamanın önemli zengin yer altı kaynaklarına sahip olması bölgeyi cezbedici hale getiriyordu.
Dünya’da yaşanan iki büyük savaş neticesinde kutuplar oluşmuş, ekonomik bölgeler belirgin bir hal almıştır. Dünya üzerinde hızla finans sektörü yükselişe geçip, finasal anlamda belirgin şehirler göç almaya başlamıştı. Bu göç dalgası yöneticiler için ucuz işgücü ve tüketim artışı demekti.
SSCB, ekonomideki bölgesel eşitsizliğe, daha ortaya sorun olarak çıkmadan farklı bir politika izlemiş, birbirine bağımlı sanayi kollarını, bölgelere dağıtmış ve tabiri caisse parsel parsel ayırmıştır. Böylece tüm sanayi kolu bir bölgede değil ülke geneline dağılmış ve bölgesel göçü engellemiştir. Dünya üzerinde zamanla bölgesel eşitsizlik kavramı önem kazanmıştır. Bu öneme vurgunun sebebi ise, artan şehir nüfusuna oranla, ters orandaki kırsal nüfus. Bunun devamı işsizliğe, tarımsal üretim oranının düşmesine, şehirlerde gecekondulaşma artışına, buna bağlı asayişsizliğe, neden olur.
Ülkemize bu konuda bakacak olursak, belirgin bir şekilde ekonomide bölgesel eşitsizlik olduğu hakkında yorum yapabiliriz. Günümüzde İstanbul yaklaşık olarak on beş milyon nüfusa sahiptir. Bu da seksen bir milyon nüfuslu ülkemizde bölgesel eşitsizliği açıkça göstermektedir. Gün geçtikçe kalkınan Marmara Bölgesine karşılık, ülke doğusu aynı oranda aynı etkiyi gösterememiştir. Devlet eliyle teşvikler, süpvansiyonlar her ne kadar arttırılsa da çözüm olmamıştır. Tabi bunda siyasi sebepler ve terör etkili olmaktadır. Lakin devletin getirdiği kısa vadeli projeler bölgesel dengesizliğe çözüm olmamıştır. Bunun sonucu olarak da ülke içinde hızlı göç artışı ve büyük şehirlerde yukarıda da bahsettiğim problemler cereyan etmektedir.
Ekonomide bölgesel dengesizlik, uzun vadede ciddi ülke sorunu haline dönüşmektedir. Bir çok ülke sorununun temeli de bundan kaynaklanmaktadır. Çözüm olarak, yatırımcıya daha cazip teşvikler verilmeli, gerekirse devlet kendi yatırım yapıp bir bölgeye toplanan nüfussal yoğunluğu azaltma yoluna gitmelidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder