Sanayi sürecini tamamlayamamış Osmanlı Devleti’nin devamı niteliği taşıyan Yeni Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan 2. Büyük Savaş’a kadar ithal ikameci bir politika izlemiş ve gelişmiş ülkelerle rekabet düzeyine ulaşabilmek için ithalata kota koyup yerli üreticiyi teşvik etmiştir.
İlk yıllarda özel sektör eliyle yapılması beklenen sanayileşme atılımı gerçekleşememiş ve devlet ekonomiye müdahale ederek Sümerbank eliyle sanayileşme sürecini başlatmıştır.
Gelişmiş devletlere baktığımızda ticaret ve sanayi sektörleri ön plana çıkar. Özellikle İngiltere, Almanya gibi sanayileşme sürecini tamamlamış devletler sermaye birikimi sayesinde yatırımlar yapmış ve sürdürülebilir kalkınma konusunda Asya-Afrika devletleriyle aralarında uçurum denebilecek farklar oluşturmuşlardır.
Komünist akımın yayılması ve 1929 Ekim buhranı dolayısıyla piyasanın sadece özel sektörle gelişemeyeceği anlaşılmıştır. Hükümet talep arttırıcı etkiler ile piyasayı desteklemiş ve tüketimi teşvik etmiştir. Bebek-endüstri teorisiyle gelişmekte olan sanayilerin kısa dönem yüksek maliyetleri göz ardı edilmiş ve uzun vadede ölçek ekonomisi sayesinde maliyetlerin düşeceği beklentisiyle üretime devam edilmiştir.
21.yy ile beraber Dünya’da artık yeni düzen oluşmaktadır. Yeşil ekonomi adı altında Gelişmiş ülkeler sürdürülebilir büyümeye önem vermeye başlamış ve Avrupa’da Lizbon Stratejisi ile bu konu uluslararası boyut kazanmıştır. Tüketime doymuş Avrupa halkları için, öncelikler de değişmiş ve sonraki nesil için çalışmalar başlamıştır. Yoksulluk, işsizlik gibi kavramlar üzerinde özellikle duran Avrupa Konseyi, yeşil ekonomiye büyük önem vermektedir.
Gelişmiş ülkelere nazaran az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için öncelikler haliyle farklıdır. Yeşil ekonomi için gerekli teknoloji ve alt yapı yetersizliği bu konunun ertelenmesine sebebiyet vermektedir. Sanayide özellikle enerji konusunda dışa bağımlı ülkeler gelişmiş ülke seviyesini yakalayabilmek için sanayide bir takım etkenleri göz ardı etmek durumundadırlar. Aksi durumda artan maliyetler firmaları zor durumda bırakabilir.
Ülkemiz gelişmekte olan ülkeler sınıfında yer almaktadır. Enerji sektöründe dışa bağımlılığımız ekonomimizin oynaklığını maalesef ki arttırmaktadır. En ufak bir petrol fiyatlarında azalış firmalara maliyet olarak yansıyıp borsamızı olumsuz etkilemektedir. Kendi kendimize yetebilecek düzeye geldiğimiz vakit yeşil ekonomi konusunu amaç belirleyip buna göre hareket edebiliriz. Sermaye yetersizliği, işgücü verim düşüklüğü, enerjide dışa bağımlılık, hammadde kıtlığı gibi üretim faktörlerinin olumsuzlukları firmaların kalıcı büyümesini engellemektedir. Bu da yerli firmaların ulus ötesi şirketler karşısında rekabet edebilmesini engellemektedir. Değer oluşturamayan ülkeler de gelişmiş ülke kategorisine girememektedir.
Ülkemiz için yapılması gereken, yeni kurulacak şirketlere teşvikler yapması, vergi muafiyeti getirmesi, yerli üreticiyi dış mala karşı korumalı, kendimize yetecek enerjiyi üretebilmeli –bu konuda yenilenebilir enerjiye yatırım arttırılmalı-, yerli malı kullanımını teşvik edici reklamlar yapılmalıdır. Tabi ki yerli üretici desteklenecek diye tekel oluşumuna da izin verilmemeli, piyasa denetimi devlet tarafından kontrol edilmelidir. Böylece iç piyasada yerli firmaların rekabetiyle tüketici de memnun olacak ve orta-uzun vadeye kadar yerli firmalar gelişimini tamamlayıp maliyetleri düştükçe dışarıya açılacaktır.

Çok güzel kısa bir özet, teşekkürler.
YanıtlaSilSelam ve Saygılarımla,
Ferit Tek'er CHA, MBA
Yorumunuz için teşekkür ederim.
YanıtlaSil