11 Mart 2017 Cumartesi

Hukuk ve Ekonomi

Hukuk ve Ekonomi
Anayasal iktisat olarak adlandırılan, ekonominin hukuksal çerçeve içine alınarak bağımsızlaştırılması durumu 1970'li yıllarla beraber iyice önem kazanmıştır. 

1986 yılında Nobel Ekonomi Ödülü alan A.B.D.'li ekonomist James M. Buchanan tarafından üzerine yoğunlaşılan anayasal iktisat kavramı çoğu yerde kamu tercihi teorisi ile iç içe geçmiştir. 1929 Büyük Buhran ile Keynesyen ekonomik yaklaşım tüm dünyada önem kazandı. Ekonominin kendiliğinden düzene girmeyeceği görüldü ve serbest ekonomiden tam anlamıyla olmasa da vazgeçildi. Bu noktada siyasi otorite tarafından ekonomiye müdahale git gide arttı. Fiyat artışları, işsizlik gibi makro göstergelerin iyileşmesi için kamu harcamaları arttı. Artan açıklarda, klasikler gibi denk bütçe ilkesi yerine açık bütçe politikası benimsendi. 1970'lere kadar süren müdahaleci devlet politikaları bu tarihle beraber büyük sorunları tetikledi. Kamu harcamalarının sonucu olan büyük bütçe açıklarını kapamada ya borçlanma yaşanacaktı ya da para arzının arttırılması. Borçlanmanın bir süre sonra faiz artışları tetiklemesi, para arzı artışının da enflasyona neden olması ekonomistleri tekrar serbest piyasa ekonomisine fakat bu sefer daha temkinli yaklaştırdı. Neoklasik akım olarak adlandırılan kesim tekrar serbest piyasa ekonomisini öngördü. 

Serbest piyasanın tekrar gündeme gelmesi, ucu açık bir sorunun etrafta dolanmasına neden oldu. "Devlet ekonomiye müdahale etmeli mi ? Ederse ne kadar etmeli ?'' 

İşte Buchanen, Anayasal iktisat kavramı ile bunu açıklamaya çalışmış ve Türk ekonomistimiz Coşkun Can Aktan, bu noktada Buchanan ile çalışarak anayasal iktisat tanımın ülkemizde de yaygınlaşması için oldukça çaba sarf etmiştir. 

Anayasal iktisat, siyasi otoritenin ekonomiye müdahalesinin yasalarca kısıtlanmasını öngörür. Liberal bir görüştür. Neoklasik akım çerçevesinde şekillenmiştir. Bir anlamda para politikasını yönetenlerin yargıçlarla korunması tanımını yapabiliriz. 

Çalışmada dört çeşit gruba vurgu yapılır.

1-Siyasi Partiler
2- Seçmenler
3-Bürokratlar
4-Baskı Grupları

Toplumda yer alan bu dört unsur, kendi ihtiyaçlarını maksimize etmek için çabalarlar ve hepsinin bir noktaya kadar sınırılandırılması gerekir. 

Siyasi partiler, oy maksimizasyonu için çalışırlar. Seçimleri kazanmak için vaatlerde bulunurlar ve kamu harcamalarını bu yönde kullanırlar. Seçildiklerinde de tekrar seçilmek için kamu harcamalarını gereksiz kullanmaları söz konusu olabilir. Bu noktada hukuk devreye girmeli ve kısıtlamada bulunmalıdır.

Seçmenler, fayda maksimizasyonu güderler. Kendilerine en az maliyetle en fazla faydayı sağlayacaklarına inandıkları siyasi partiye oy verirler. Bu noktada seçmen ileride oluşacak vergi artışını göz ardı eder. Siyasi partinin seçildiğinde vaatleri yerine getirmek için gerekli sermayeyi iki şekilde bulur. Borçlanma ya da vergi artışı. Her ikisi de uzun vadede ekonomi için bozucu ve istikrarsızdır.

Bürokratlar, devlet yönetiminde en baskın gruptur. Siyasi otorite, bürokratik ihtiyaçlara da cevap vermekle mükelleftir. Aksi durumda bürokratik işlerin aksaması kaçınılmazdır. Lakin bu durum da hukuki çerçeve ile düzenleme altına alınabilir. Liyakat sisteminin uygulanması ve bürokratın hak ettiği sosyal ve yan hakların sağlanması onun siyasetten ve baskında uzak olmasını sağlar. Böylece işler daha verimli ve aksamadan sağlanmış olur.

Baskı grupları, lobicilik faaliyeti ile siyasete yön verir. Dolaylı veya doğrudan da ekonomiyi etkilerler. Yeri geldiğinde muhalefet olan grup yeri geldiğinde siyasi otoritenin yanında yer alarak söz sahibi olur. Bir kısma göre gerekli olan bu kesim bir kısma göre ise gereksiz ve sistemi aksattığı söylenir. Sendikalar, dernekler, sivil toplum örgütleri vs bu grupta sayılabilir. 

Hukukun üstün olduğu toplumlarda herkesin görevi ve sorumluluğu sert ve kesin çizgilerle belirlenmiştir. Keyfi hareketler kısıtlanmış ve devletin istikrarı yasalarca güvence altına alınmıştır. 

Ekonomide devlet müdahalesi söz konusu olduğunda iş bir noktadan sonra keyfiyete gidebilir ve piyasada aksaklık baş gösterebilir. Para politikasına yön veren merkez bankaları kararlarını hiçbir baskı altında olmadan özgürce vermelidir..(Bknz:FED). 

Yasalar, merkez bankalarına da tam yetki vermemelidir. Denetimin gevşek olması, ülke parasında itibarsızlaşmaya, piyasada aksaklığa sebep olur. Anayasal kurallarla belirlenmiş çizgiler doğrultusunda hareket edildiğinde ekonomi düzene girer ve devlet müdahalesine tam anlamıyla gerek kalmaz. 

*Bu yazı "Daron Acemoğlu-Ulusların Düşüşü ve Coşkun C. Aktan-Anayasal İktisat" eserlerinden esinlenilerek yazılmıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder