Günümüzün gelişmiş devletleri, ticaret yapmadan önce tarımla, endüstriyle uğraşmışlar ve ekonomilerini düzene soktuktan sonra dışa açılma eğilimi göstermişlerdir. Ülke sınırları içinde milli hasılayı arttırdıkça dış piyasada da söz sahibi olmaları paralel ilişki göstermiştir.
Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğu uluslararası piyasada yeterli söz hakkına sahip olmadığı gibi kendi kendine de yetememe durumu göstermektedir. 17.yy. dan itibaren başlayan sömürgecilik akımları günümüz Orta Doğu, Afrika, Latin Amerika, Orta Asya ve Doğu Asya coğrafyalarında etkili olmuş, buradaki devletlerin ekonomilerini yüzyıllar sürecek bir girdaba sokmuştur.
21.yy’dan itibaren artan küreselleşme etkileri devletleri ister istemez serbest ekonomiye çekmektedir. Lakin bu süreç gelişmiş ülkelerle yarışa girişmeye bir etki yapmaz. Gelişmiş ülkeler serbest ticaretle zenginliklerini arttırken, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler sadece geriden takip etmekle yetinir.
Ekonomi yarışında geri kalmış ülkelerin toparlanabilmeleri için, politikalarında serbestleşmeyi daraltmalı, gerekirse milliyetçi bir tutumla iç pazarını kuvvetlendirene kadar dış ticarette ithalatı minimize etmelidir. İthal ikameci politikanın çok sürdürülmesi de olası bir durum değildir. İç pazarda rekabet arttırıcı politika ile beraber uygulanacak ithal ikameci politika gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelişene kadar olumlu gösterge sağlayabilir. Yerli üreticilerin gelişmişliği için arge ve inovasyona ağırlık vermesi gerekmektedir. Bir noktaya kadar yarar sağlayan taklit endüstrinin bu dış büyüme faktörleri ile desteklenmesi gerekmektedir. Gümrük duvarlarının yükseltilmesi yerli üreticiyi koruyacak ve orta-uzun vadede dış üreticilerle rekabet avantajı sağlayacaktır.
Birleşmiş Milletler ’in asli vazifelerinde biri de geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin kalkınma politikalarında rehberlik yapmaktır. Fakat bu görev çoğu kez rafa kaldırılmış ve bu ülkeler kaderlerine terk edilmiştir. Ekonomik yönden gelişme gösterememiş ülkelerde, eğitim seviyesi düşük, sürdürülebilir ekonomi yetersiz, siyasi istikrarsız ve terörün faal olması durumları görülür.
Ülkelerin kaderi başkalarının ellerine bırakılmamalıdır. Kritik altyapı hizmetlerinin yatırımları yerli üreticilerle sağlanmalıdır. Ekonomik bağımsızlık elde edildiğinde serbest piyasa ekonomisinin de uygulanmasının önü açılmış olacaktır. 20.yy sonlarına baktığımızda Ortadoğu ve Latin Amerika ülkelerinde alınan dış yardımların harcanması uluslararası piyasaların denetimine bırakılmış, verilen yardımlar, krediler de gerekli hizmetin sağlanmasına olanak vermemiştir. Özellikle Afganistan’ın Sovyet etkisi sonrasında uğradığı maddi yardım akının büyük çoğunluğu gelen misafirler için havaalanı, otel gibi keyfi harcamalara gitmiş, sözde ülkeye yardım edilecekken iyice dibe batması izlenmiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder