24 Ekim 2016 Pazartesi

Siyaset Felsefesi Geleneğinin Yeni Türkiye Üzerinde Uygulanabilirliği

Ülkemiz tarih öncesi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafya olan Anadolu’da kurulmasının birçok avantajını kullanıp lehine çevirmelidir. Gün yüzüne çıkan mimari eserler, bulunan tablet ve yazılar siyaset felsefesinde ve bürokraside gelişmemiz için ön ayak olabilir.

Siyasetin ilk konuşulduğu, üzerinde düşünülüp tartışıldığı ve bireyin toplumdaki yerinin sorgulanmaya başlandığı bu topraklar geleceğe tarih öncesi çağlardan göz kırpmıştır. Orta Asya bozkır kültürünün getirdiği savaşçılık özelliğine Mezopotamya  ve Anadolu’dan geçen siyaset, devletçilik gibi kazanımlar sayesinde asırlar boyu birçok medeniyeti ve ulusu etkileyip bir çoğuna hükmettik.

Geliştirmekten öte olanı kullandığımız için yerimizde saymaya mahkumduk. Bürokrasi hiyerarşisini, devletin büyümesiyle bozulmaya terk ettik. Devleti ayakta tutan bireyse, işleyişi sağlayan da bürokrasidir. Osmanlı Devleti’nde, dünyada gelişme gösteren yeni bürokrasiye direnenler olduğu kadar, bunu uygulamaya çalışanlar da olmuştur. Tabi başarılı olanlar geleneksel yöntemlerden yana olanlardı. Bir nevi devlet yönetiminde dini tek otorite sistemi olarak algılayanlar kazandı. Liyakat sisteminin olabildiğince terkedilmesi bürokrasiyle beraber kamu mali-idari-siyasi işleyişini aksatıp, devleti yıkılma sürecine soktu.  Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla siyasete daha fazla önem veren, demokrasi, cumhuriyet gibi kavramları ülkemize sokan ve rejimde uygulayan ulus devlet yapısında Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.


Yeni Dünya düzenine adapte olup çağdaş medeniyet seviyesine çıkmak, yeni Türk Devleti’nin temel vazifesiydi. Bilim ve sanayinin öne çıktığı bu görüş, sosyal politikalar olmadan eksik kalırdı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder